Avukat İpek Seden Baykara | University of Sussex Bilişim ve Fikri Mülkiyet Hukuku (IT&IP) Üzerine

Selin Baykara: Merhaba Avukat İpek Seden Baykara ile olan sohbetimize hoş geldiniz! Ben Selin Baykara.

Biz kimiz?

İlk olarak kendimi tanıtmak isterim; Ankara’da lisansımı tamamladıktan sonra İrlanda’da gazetecilik alanında yüksek lisans programını tamamladım. Uzun yıllar Dublin’de yaşadıktan sonra Türkiye’ye geri döndüm. Bu blogda, hukuk dünyasındaki en son gelişmeleri, yapay zeka ve hukuk, kişisel verileri koruma kanunu ve daha birçok konuyu Avukat İpek Seden Baykara ile ele alacağız. 


İpek S. Baykara: Bende 2020'den beri Ankara Barosu'na kayıtlı bir avukat ve hukuk danışmanı olarak çalışmaktayım. Meslekteki üçüncü yılımda, dijital dünyanın hızla değişen yapısına ayak uydurmak ve bu alanda uzmanlaşmak için İngiltere'ye, Sussex Üniversitesi'ne gittim. Orada, geleceğin hukukunu şekillendiren konulardan olan Bilişim ve Fikri Mülkiyet Hukuku üzerine yüksek lisans yaparak bu alanlarda bilgi ve deneyim kazanarak uzmanlık kazandım.

Eğitimimi tamamladıktan sonra Türkiye'ye döndüm ve bu alandaki bilgi ve deneyimimi pratiğe dökmek istedim. Şimdi, Eylül Hukuk Bürosunda, özellikle yapay zeka, kişisel verilerin korunması ve telif hakları konularında çalışıyorum. Amacım, teknolojinin getirdiği yenilikleri ve zorlukları hukuki olarak ele almak ve müvekkillere bu karmaşık dünyada yol göstermektir.


Selin Baykara: Kariyerine Türkiye’de başladıktan sonra neden devam etmek yerine Avukatlığının üçüncü yılında İngiltere’ye Sussex Üniversitesine Bilişim ve Fikri Mülkiyet Hukuku üzerine yüksek lisans yapmaya gittin?


İpek S. Baykara: Hukuk, sürekli gelişen ve değişen bir alandır. Ben de bu alanda kendimi sürekli geliştirmek ve en iyisi olmak istiyordum. Bu hedef, beni daha hukuk fakültesine adım atmadan yüksek lisans hayalleri kurmaya itti. Bu noktada amacım, sadece bir avukat olmak veya yüksek lisans diplomasına sahip bir avukat olmak değil, hukukun derinliklerine inmek, en güncel bilgileri öğrenmek ve bu bilgileri gerçek hayatta kullanmaktı. 


Fakat her şeyin bir temeli vardır, değil mi? Bir bina inşa etmeden önce sağlam bir temel atmak gerekir. Avukatlık da aynen böyle. Uzmanlaşmadan önce, sağlam bir temel oluşturmak için şart. 


Ben de bu yüzden üniversitedeyken yaz tatillerinde hukuk ofislerinde öğrenci stajyeri olarak çalıştım. Mezun olduktan sonra, yasal stajımı en verimli şekilde tamamladım. Ancak yaptığım stajlar mesleği tanımamı sağlasa da temel oluşturmak için yeterli değildi. Temel oluşturmak için bir avukat olarak sorumluluk almam ve deneyim kazanmam gerekiyordu.


Bu yüzden mesleğimin ilk üç yılında bir avukat ve hukuki danışman olarak hukukun çeşitli alanlarında; bir dava sürecinin tamamını yönetmeyi, sorumluluk almayı, müvekkille iletişim kurmayı ve onlara etkili ve hızlı bir şekilde hukuki yardımlarda bulunmayı deneyimledim.Her bir dava, her bir müvekkil bana bir ders niteliğindeydi. Bu deneyimler, bana hukukun sadece kitaplarda yazanlardan ibaret olmadığını; aynı zamanda kanunların gerekçelerinin, neden-sonuç yaklaşımının ve insanlarla iletişimin önemini öğretti. 


Tüm bu kazanımlarla meslekte bir temel oluşturdum ve bunun üzerine ingiltere’de yüksek lisans yaptım. Böylelikle; yüksek lisanstan da maksimum verimi aldığıma inanıyorum.


Selin Baykara: Yüksek Lisans yaptığın Bilişim ve Fikri Mülkiyet Hukuku hakkında bilgi verebilir misin? 



İpek S. Baykara: Tabiki. Bu bölüm, dijital dünyanın hızla değişen yapısına ayak uyduran, yenilikçi bir yaklaşımla tasarlanmış bir programdır. Bölüm genel olarak Birleşik Krallık hukukuna odaklansa da bölümün dinamik ve yeni olması nedeniyle avrupa birliği hukuku, amerikan hukuku, çin hukuku gibi diğer ülkelerin hukuk sistemlerinden de mevzuat ve kararları inceledik. 

Ayrıca bu program, bilişim ile fikri mülkiyet hukukunu bir araya getiren, dinamik ve uluslararası iki alanda uzmanlaşmayı sağlayan üç dönemden oluşan toplamda bir yıllık yoğun bir programdı. 

İlk dönem, bu iki alanı genel bir bakış açısıyla inceleyen iki dersle başladık. Bilişim ve Fikri Mülkiyet Hukuku'nun temel prensiplerini öğrenirken, akademik araştırma ve yazma becerilerimizi de geliştiren bir ders daha aldık. 

İkinci dönem ise seçmeli derslerle kendi uzmanlık alanı belirleme fırsatı buldum. Ben, dijital fikri mülkiyet hukuku ve yaratıcı sektörlerin düzenlenmesi gibi, geleceğin trendlerini yansıtan dersleri seçtim. Hatta, kişisel verilerin korunması gibi, günümüzün en önemli konularından biriyle ilgili ekstra ders de aldım. Bu ekstra dersi alabilmek için hukuk bölüm başkanından ve dersi veren profesörden onay almam gerekti. 

Üçüncü dönem ise tamamen tez yazmaya odaklandığımız bir dönemdi. Dersler yoktu, sadece tez danışmanımla düzenli olarak görüşüyorduk. Bu dönem, kendi araştırmamı yapma ve uzmanlaşma fırsatı bulduğum için benim için çok değerliydi.

Dönemlerde aldığımız ders sayısı az gözükebilir ancak bu dersler hukuk yüksek lisans düzeyinde olduğu için oldukça yoğundu. Şöyle ki; haftalık her bir dersin iki saatlik semineri vardı ve bu seminerde öğrencilerin aktif katılımı şarttı. Örneğin bilişim hukuku dersinde internet sağlayıcılarının sorumluluğuna ilişkin konu bir saatlik derste işlendikten sonra iki saatlik seminerde bize sunulan konuya ilişkin kararların ve makalelerinin okunup seminer sorularını cevaplandırmamız ve tartışmamız bekleniyordu. Bu da her hafta onlarca mahkeme kararı ve makale okumamıza dolayısıyla kütüphane uzun saatler geçirmemize neden olmaktaydı. 

Ayrıca aldığımız derslerlerden başarılı olup olmadığımız yazılı sınav ile değil beş bin kelimelik araştırma makaleleri ve sunumlarla ile ölçülmekteydi. Bu durum benim, Akıllı sözleşmeler, çerez kullanımı, NFT, GDPR yani Avrupa birliği veri koruma tüzüğünün uygulanabilirliği, dijital marka haklarının korunması, yapay zeka gibi teknolojik gelişmelerin yol açtığı hukuki uyuşmazlıklara yönelik araştırmalar yapmamı sağladı. 



Selin Baykara: Küçük bir bilgilendirme ile devam etmek istiyorum. Okuyucularımızdan İngiliz Hukuk sistemi ile Türk Hukuk sistemi arasındaki farkları bilmeyenler olabilir kısaca; İngiltere’de ortak hukuk ‘common law’ sistemi vardır. Yargı kararları ve emsal teşkil eden davalar önemlidir; kapsamlı yasalaşmamış kanunları vardır. Yargıçlar esnek yorumlar yapabilir. Türk Hukuk sistemi ise Medeni Kanun ‘civil Law’ sistemi vardır. Yazılı kanunlar ve mevzuat ön plandadır; yazılı mevzuat detaylıdır.


Peki akademik açıdan Türkiye’de eğitim almış birinin İngiltere’de hukuk üzerine yüksek lisans yapması nasıldı? Ve akademik açıdan Türkiye’de eğitim almak ile İngiltere’de eğitim almak arasındaki farklar nelerdir?


İpek S. Baykara: Dürüst olmak gerekirse, yüksek lisans deneyimim bazen yorucu ve zorlayıcıydı. Sanki bir maratona çıkmış gibiydim, sürekli yeni bilgiler öğrenmek, bilmediğim bir hukuk sistemini anlamak, mahkeme kararlarını analiz etmek ve akademik yazılar yazmak... 


Türkiye'deki eğitim sisteminin de İngiltere'den farklı olması açıkcası işimi daha da zorlaştırdı. Ama sonuç olarak tüm bu süreç de çok da keyifliydi. Düşünsenize, dünyanın dört bir yanından gelen farklı kültürlerden insanlarla tanıştım, alanında uzman akademisyenlerden dersler aldım ve en önemlisi, kendimi keşfettim. Yüksek lisans, bana sadece bilgi ve beceri kazandırmakla kalmadı, aynı zamanda bakış açımı da değiştirdi. Artık olaylara daha geniş bir perspektiften bakabiliyorum ve karmaşık sorunlara daha yaratıcı çözümler üretebiliyorum.


Türkiye'de eğitim almakla İngiltere'de eğitim almak arasında ise  dağlar kadar fark var. En büyük fark da şu: Türkiye'de daha çok ezbere dayalı bir sistem var, İngiltere'de ise eleştirel düşünce ve sorgulama ön planda.


Türkiye’deki hukuk lisans eğitiminde size bir hukuk kuralı verilir, mesela telif hakkı süresi, ve sizden bu kuralı olduğu gibi ezberlemeniz beklenir. Ama bu kuralın neden böyle olduğu, hangi hukuki gerekçelere dayandığı gibi sorular pek sorulmaz. Hatta, dersi veren hocanın görüşüne ters düşerseniz, sınavda not bile alamazsınız. Ben bizzat yaşadım bunu. Hukuk sosyolojisi finalinde, soruyu doğru cevaplamama rağmen hocanın görüşünü birebir yazmadığım için düşük puan aldım. İngiltere'deki yüksek lisans eğitimi de ise ders veren profesörün fikrinden farklı olan görüşümü gerekçeleri ile beraber savunduğum için yüksek not aldım.


Görüldüğü üzere: İngiltere'deki durum bambaşka. Orada, bir bilgiye ulaşmadan önce, o bilginin nedenlerini, sonuçlarını, farklı bakış açılarını tartışıyoruz. Mesela, telif hakkı süresi mi? Önce, bu sürenin ne kadar olması gerektiğini, hangi faktörlerin etkili olduğunu, kamu yararının nasıl korunacağını tartışıyoruz. Sonra, bu tartışmaların sonucunda bir bilgiye ulaşıyoruz. Bu sistem, bizi sürekli araştırmaya, sorgulamaya, kendi tezlerimizi savunmaya teşvik ediyor. Yani, ezberlemek yerine, gerçekten öğreniyoruz.


Bir diğer büyük fark da, tez yazma deneyimi. Türkiye'de hukuk fakültesinden tezsiz mezun oluyorsunuz. Ben, tezle ilk defa İngiltere'de yüksek lisansa başladığımda tanıştım. Türkiye'deki eğitimde, akademik araştırma ve yazma becerilerine dair pek bir şey öğrenmemişim. Bu eksiklik yüksek lisans eğitimindeki en büyük dezavantajı oldu. Bu konuda da  Sussex Üniversitesinin her bir öğrenciye  sağladığı akademik danışmanlar imdadıma yetişti ve eksiklerimi kapatmama yardımcı oldular.


Son olarak da; İngiltere'deki eğitim sisteminde profesörlerle  iletişim kurmak da çok kolaydı. Öğrenmeye hevesli olduğunuzu gördüklerinde, size ellerinden gelen her türlü yardımı yapıyorlardı. İlk tanışma dersinde hocalar bize bu yıllık sürede öğrenebileceğimiz her şeyi öğrenmemizi ve öğrenmek için onları rehber olarak kullanmamızı tavsiye ettiler. Zaten normal eğitim sürecinde bilgiye rahatlıkla ulaşabiliyorken hocalardan yardım talep ettiğinde; beklentinin üstünde bilgi, sınırsız ve ücretsiz kaynağa erişim imkanı vs. elde etmek çok büyük fark yaratıyor. Yani, İngiltere'deki eğitim, sadece bilgi aktarımı değil, aynı zamanda bir öğrenme yolculuğu gibiydi.


Selin Baykara: Araştırdığım kadarıyla İngiltere’de Yüksek Lisans yaptıktan sonra Avukatlık yapmak mümkün değil. Bunun için belli programlarda eğitimler alıp, sınavlardan geçmek gerekiyor. GDL; hukuk mezuniyet diploması programı, LPC; hukuk uygulama kursu, daha sonra iki yıl bir hukuk firmasında staj yaptıktan sonra QLTS sınavını geçmek gerekiyor. Uzun ve pahalı bir süreç. Sen neden İngiltere’de kalmayı seçmedin?


İpek S. Baykara: Aslında, bu sorunun en kısa cevabı şu: Ben avukatlık yapmak için Türkiye'ye döndüm.

Ben çocukluğumdan beri serbest çalışan bir avukat olmak istiyordum ve mesleğimi çok severek yapıyorum. Yüksek lisans yapmamda ki en büyük motivasyonum ise, mesleğimde uzmanlaşmaktı. Hukukun belirli bir alanında kendimi geliştirmek, mesleğimi daha iyi icra etmek ve müvekkillere en iyi şekilde hizmet vermek... Bunlar, benim için her zaman en önemli öncelikler oldu.

Senin de dediği gibi, İngiltere'de avukatlık yapmak ise gerçekten de uzun, karmaşık ve oldukça maliyetli bir süreç. GDL, LPC, staj, QLTS sınavı... Bir sürü aşama var ve her biri zaman ve para demek. Kaldı ki ingiliz hukuk sistemine göre; dava ve duruşma şeklinde iki tür avukat vardır. Yani bir dava dosyasının dilekçe aşamasını dosya avukatı yürütürken duruşma aşamaların duruşma avukatı yürütmektedir. Açıkçası bir dava sürecinin tamamını kendi başıma yürütmeyi tercih ederim. Çünkü dava süreci satranç oynamak gibi. Her hamleyi özenle planlamak, stratejiler geliştirmek ve sonunda zaferi ulaşmak beni mutlu ediyor. Ancak ingiltere de bu şekilde avukatlık yapmak mümkün değil.


Tüm bunların yanı sıra, bu uzun ve pahalı süreci tamamladıktan sonra bile İngiltere'de avukat olarak çalışmak garanti değil. İş bulma meselesi de oldukça büyük bir sorun. Orada rekabet o kadar yüksek ki, staj yeri bulmak bile çok zor. Özellikle bilişim ve fikri mülkiyet hukuku gibi niş alanlarda çalışmak istiyorsanız, işiniz daha da zorlaşıyor. Çünkü bu alanlarda uzmanlaşmış hukuk ofisleri zaten çok az sayıda dolayısıyla rekabet de haliyle daha da yüksek. 


Bu noktada; Birleşik Krallık'ta avukatlık yapmak benim için pek de gerçekçi değildi. Diğer bir yandan, Birleşik Krallık'ta yüksek lisans yapanlar mezuniyet sonrası iş arama vizesi alabildikleri için çeşitli firmalarda veri uzmanlığı veya Türkiye ile çalışan ingiliz firmalarında sözleşme çevirmenliği gibi iş ihtimalleri de mevcut. Fakat, bu işler ne benim kariyer hedeflerimle ne de yüksek lisans yapmaktaki hedeflerimle uyuşmakta.


Selin Baykara: Son olarak mesleğine bir yıl çok değerli bir eğitim almak için ara verdin, bir yıl İngiltere’de yaşadın ve en önemlisi bu bir yıllık sürede Türkiye’ye hiç gelmedin. Tezini teslim edip Türkiye’ye döndükten sonra hemen çalışmaya başladın. Bu bir yıllık aradan sonra Senin olduğun yerden mesleki ve sektörel gözlemlerin neler?



İpek S. Baykara: Bir yıllık bu arada şunu fark ettim ki; Türkiye’de özellikle bilişim ve fikri mülkiyet alanında, Birleşik Krallığa kıyasla gelişmeler daha yavaş ve hantal. Oysa ki; teknolojinin bu hızlı gelişimi karşısında hukuk da en az onun kadar hızlı gelişmeli ki bu teknolojik gelişmelerin yarattığı belirsizlikler engellenebilsin. Birleşik Krallıkta bu alanda çok daha gelişmiş bir ekosistem mevcut. Özellikle yapay zeka, veri gizliliği ve siber güvenlik gibi konularda, Birleşik Krallık hem mevzuat hem de mevzuatın uygulanması açısından bizden oldukça ileride. Bunu bir örnekle somutlaştırmak gerekirse; Kişisel verilerin korunması kanunu Türkiye’de 2016 yılında yürürlüğe girmesine rağmen halen kanunun uygulanması en büyük sorun bizim için. Birleşik Krallıkta ise; bizdeki veri koruma kanunun gelişmiş versiyonu olan GDPR bizim kanunumuzdan 1 ay sonra yürürlüğe girmiş, kanunun uygulanma problemleri kısa sürede çözülmüştür ki bu kanun avrupa birliğinin tüzüğü olup kanunun 28 ülkede uygulanması çok daha zordu. 


Şu anda AB’de hiçbir firma GDPR’a aykırı davranamaz. GDPR’a uyumluluk her türlü firmanın önceliği olup yapay zeka teknolojileri daha da önem kazandı. Ancak; Türkiye’de birçok firma daha en basit KVKK yükümlülüğünü bile yerine getirmiyor ya da daha kötüsü hukukçu olmayan kişilere az bir meblağ karşılığı KVKK uyum projeleri yaptırıyorlar.  Bu da ortaya kanuna aykırı, yetersiz ve özensiz çalışmaların ortaya çıkmasına neden olmaktadır. 


Kişisel verilerin korunması uluslararası alanda birincil bir nitelikteki unsur iken, ülkemizde bu kadar önemsenmemesi ve toplumda veri koruma kültürünün oluşmaması Türkiye’yi teknoloji yarışında geri bırakmaktadır. Oysa ki; Türkiye'de de bilişim ve fikri mülkiyet hukuku alanında çok büyük bir potansiyel var. Özellikle yapay zeka teknolojisiyle çalışan, üreten firma ve şahısların ulusal ve uluslararası bilişim ve fikri mülkiyet hukukuna hakim avukatlarla çalışması onları dünya çapındaki yarışta birkaç adım öne geçirir.


Selin Baykara: Cevapların için çok teşekkür ederim. Okuyucularımız için birçok noktayı aydınlatan bir sohbet oldu. Senin kim olduğun, eğitimin, kariyerin ve hedeflerinle ilgili bilgi edinmiş oldular. Sohbetimiz gelecek bölümde AI ve hukuk hakkında bir sohbetle devam edecek. 


Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Avukat İpek Seden Baykara | Kişisel Verilerin Korunması Kanunu - Bölüm 1-

Avukat İpek Seden Baykara | Yapay Zeka ve Hukuk